13.10.2016

MASTİT NEDİR?



Bu makalemde sizlere bizzat kendimin de yaşayarak tecrübe etmiş olduğum
bir sağlık sorunu olan Mastit (Meme iltihabı)'den bahsedeceğim.
Mastit emziren annlerde tıkanan süt kanallarının yada emzirme esnasında oluşan
çatlaklardan girerek memede iltihaba yolaçan bakterilerin neden olduğu bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkar.

 Mastit sadece emziren annelerde görülen bir sağlık sorunu olmayıp çeşitli nedenlere dayanan türleri bulunabilmektedir.
Fakat ben siz değerli okurlarıma, yalnızca emziren annelerde ortaya çıkan ve oldukça ağrılı bir sürecin yaşandığı meme iltihabından bahsedeceğim.
Mastit, son derece ağrılı ve gündelik hayatı olumsuz şekilde etkileyen bir sağlık sorunudur.

Meme iltihabının belirtileri şöyledir;
Ateş, yorgunluk, memede sertlik ve şiddetli ağrı, halsizlik ve mastit'in ilerlemesiyle ortaya çıkan ve zamanla artış gösteren kızarıklık şeklindedir.
Mastit, emziren annelerde sıklıkla rastlanabilen bir hastalıktır.

Şimdi sizlere kendi yaşadığım Mastit (meme iltihabı) sürecinden bahsetmek istiyorum.
Daha önceleri bir kaç kez meme tıkanıklığı sorunu yaşamış ve bu sorunların üstesinden sıcak duş, masaj ve süt sağma pompası yardımıyla  gelmiştim.
Ancak bebeğimin sağlık sorunu yaşamakta olduğu bir süreçte problemli bir emzirme dönemi yaşadım.

Bebeğim, sağlık sorunlarından ötürü sancılı bir dönem geçiriyordu ve yaşadığı bu süreci emme esnasında memeyi ısırmak ve tam boşaltmamak  suretiyle beslenmesine yansıtıyordu.
Bu nedenle memede ciddi çatlaklar ortaya çıkmıştı.
Ben bu süreci atlatmak için emzirmeye iki gün ara verip, sütümü sağarak bebeğime içirmeye başladım.

Bu süreç sonunda meme de oluşan çatlaklar iyileşmişti ve ben bebeğimi tekrar emzirmeye başlamıştım.
Ancak emzirmeye başladıktan kısa bir süre sonrasında memede her geçen gün artan bir ağrı hissetmeye başlamıştım.
İlk zamanlarda bu ağrının sebebinin tamamen iyileşememiş olan meme çatlaklarından kaynaklanıyor olabileceğini düşünmüştüm.
Ancak  çatlaklar tamamen iyileşmiş olmasına rağmen ağrının varlığını artırarak sürdürmesi beni düşündürdü.
Daha sonra memede bir sertlik oluşmuş olduğunu fark ettim.
Hemen sıcak bir duşa girerek masaj yapmaya ve bir pompa yardımıyla tıkanan memeyi açmaya uğraştım , bu işlemi bir kaç kez denedim ancak başarılı olamadım.

Daha sonra bu durumun ciddi bir süreç oluşturabileceğini düşünerek  Genel Cerrahi bölümünden randevu alarak hastaneye gittim.
Doktora muayene oldum.
Muayene sonucunda Mastit olduğum tanısı konuldu.
Doktor bana antibiyotik yazdı ve Meme ultrasonu çekilmemi istedi.
Ben bir hafta antibiyotik kullandım.
Meme ultrasonu çekimine da bir hafta sonrasına gün verildiği için bir hafta beklemek zorunda kalmıştım. ( Size tavsiyem Mastit probleminiz varsa en kısa sürede meme ultrasonu çektirip doktora gösterin.)
Ayrıca bu süreçte bebeği sık sık emzirme mi ve memenin tamamen boş kalmasını sağlamamı gerekli durumlarda göğüs pompası kullanmamı önerdi.

Bu bir haftalık süreçte antibiyotik kullanıyor olmam hiç bir şeyi değiştirmedi.
Ağrılarım giderek artmaya ve memede oluşan kızarıklık da eşit oranda artmaya ve deride soyulmalar ortaya çıkmaya başlamıştı.


Ağrı şiddetini öyle çok arttırmıştı ki ne yürüyebiliyor, ne günlük işlerimi yapabiliyordum.
Kolumu dahi kıpırdatamayacak duruma gelmiştim.
Neyseki çok zorlu geçen bir sürecin ardından Meme Ultrasonu günü gelmişti.
O gün için Genel Cerrahi doktoru na muayene için de randevu almıştım.
Ultrason çekimi gerçekleştirildikten sonra muayene olmuştum.
Meme deki Mastit çok ilerlemiş ve apseye dönüşmüş olup en kısa zamanda müdahale gerekmişti.
O gün içinde hemen müdahale ederek Meme'de bir delik açmak suretiyle iltihabı boşaltmışlardı ve iltihabın tekrar aynı yerde birikmemesi için açılan deliğe bir plastik yerleştirilmişti.
Bu süreç boyunca bebeğimi sorunlu meme'den emzir memem gerektiği söylendi.
Hastalıklı memenin tedavisi süreci boyunca emzirmek yerine göğüs pompası kullanarak sağdım ve memenin sütle dolu kalmasının önüne geçtim. (hastalıklı memeden sağılan sütü bebeğe içirmedim.)
Bir hafta boyunca doktorun önerisiyle memedeki deliğe sık sık tentürdiyot ile pansuman yapıp üzerini gazlı bezle kapattım ve doktorun tekrar yazmış olduğu antibiyotik ve ağrı kesicileri bitinceye kadar kullanmaya devam etmiştim..
İlk bir kaç gün çok şiddetli ağrılar yaşamaya devam etmiştim ancak ağrı kesiciler sayesinde ağrılarım azalıyor ve böylece biraz rahatlama hissediyordum.
Bir hafta sonrasındaki muayene neticesinde Memede açılan deliğe konulan plastik parçası çıkarıldı.
Bu süreç de de antibiyotik kullanmaya ve pansuman işlemine devam ettim.
 İyileşme süreci sona erdiğinde bebeğimi emzirmeye başlamanın ve tekrar eski sağlıklı, ağrısız günlere kavuşmanın büyük mutluluğunu yaşamaya başladım.
Sağlığımızın en değerli hazinemiz olduğunu ne yazık ki hep onu kaybettiğimizde anlıyoruz.
Bu konuyla alakalı yazacaklarım şimdilik bu kadar.

Sizlere hayatınız boyunca sağlık dolu günler diliyorum...










Mastit nedir?
Meme iltihabı nedir?
Meme iltihabına hangi doktor bakar?
Meme iltihabı,
memede sertlik ve şiddetli ağrı
memede sertlik
halsizlik
Mastitli memeden emzirilir mi?

13.08.2016

Türk Milletine Koyun Diyen Ahmaklara Bir Çift Sözüm Var...


GERÇEK ATATÜRKÇÜLER ALINMASIN!!!
BENİM SÖZDE ATATÜRKÇÜLERE BİR ÇİFT SÖZÜM VAR; 
SİZİN KOYUN OLARAK NİTELENDİRDİĞİNİZ BU MİLLET DEĞİL MİYDİ AVRUPA'YA MEDENİYET ÖĞRETEN?
YİNE BU MİLLET DEĞİL MİYDİ ÇANAKKALE'DE YEDİ DÜVENE GEÇİT VERMEYEN?
BU MİLLET DEĞİL MİYDİ YOKLUKLAR İÇİNDE KURTULUŞ MÜCADELESİ VEREREK TOPRAKLARI DÜŞMANDAN TEMİZLEYEN?
VE 15 TEMMUZ 2015 AKŞAMI BİR DARBE KALKIŞMASI İLE BU ÜLKEYİ İŞGALE AÇIK HALE GETİRME GİRİŞİMİNDE BULUNANLARA GÖĞSÜNÜ SİPER EDEREK DUR DİYEN?
SİZ YİNE HANGİ HAKLA BU MİLLETE KOYUN DEMEYE CÜR'ET EDİYORSUNUZ?
ASIL KOYUN, SİZİN GİBİ BATI ÖZENTİSİ OLAN OKUMUŞ AMA OKUDUKLARINDAN HİÇ BİR ŞEY ANLAMAMIŞ, ÖNGÖRÜ YOKSUNU, AKIL YÜRÜTMEKTEN ACİZ SÖZDE ATATÜRKÇÜ KARA CAHİLLERDİR.
SİZ KENDİNİZE ATATÜRKÇÜ DİYORSUNUZ AMA SİZİN BU MİLLET İÇİN
 " TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR, TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE", 
DİYEN ATATÜRK'ÜN FİKİRLERİNDEN ZERRESİNE SAHİP DEĞİLSİNİZ. 
SİZ GERÇEKTE ATATÜRKÇÜ DEĞİL, BATI YALAKASI VE ÖZENTİSİ İÇİNDE OLAN BİR AVUÇ APTALLAR TOPLULUĞU SUNUZ. ASIL KOYUN TÜRK MİLLETİ DEĞİL, ASİL TÜRK MİLLETİNE KOYUN DİYEN KENDİNİ AKILLI SANAN SİZ KARANLIK ZİHNİYETLİ APTALLAR TOPLULUĞUDUR....
GERÇEK BİR ATATÜRKÇÜ, ÖNCE VATANINA SONRA DA MİLLETİNE AŞIK OLAN KİŞİDİR.
GERÇEK ATATÜRKÇÜ, MİLLETİNİ KARALAMAK YERİNE ONU AYDINLIK GÜNLERE ULAŞTIRMAK İÇİN DURMADAN ÇIRPINAN DIR
TIPKI ATATÜRK'ÜN YAPTIĞI GİBİ...
BU MİLLETE KOYUN ETİKETİNİ YAPIŞTIRAN AHMAKLAR İSE HİÇ BİR ZAMAN BU ASİL MİLLETİN BİR PARÇASI OLAMAMIŞ İLKEL İNSANLAR OLMAKTAN ÖTEYE GİDEMEMİŞ ZAVALLILARDIR...
NE MUTLU TÜRK'ÜM  DİYENE....

17.07.2016

Siyasi Görüşün Ne Olursa Olsun, Tek Derdin Vatanın olsun!!!



Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor.
Her zaman makalelerimde bahsettiğim gibi içimiz ve dışımız düşman kaynıyor.
Kimi eline silahı, bombayı alıyor, devletime milletime saldırıyor.
Kimi eline kalemini, klavyesini alıyor zehirli düşünceleriyle devletime, milletime saldırıyor.
Yöntem ne olursa olsun amaç, gaye aynı...
Bu ülkeyi karıştırmak, bölmek, güvensizlik ortamı yaratmaktır.
Sosyal medyayı ele alalım...  bakıyorum da yapılan paylaşımlara...
Hayretler içinde kalmaktan kendimi alamıyorum.

15- 16 Temmuz akşamı  yaşananları dahi provokate etmekten geri kalmayan karanlık zihniyetler var.
Darbeci askerlerin yaptıklarını meşrulaştırmak, onları ve emrindekileri masum göstermek için aslı astarı olmayan resim ve düşünceleri paylaşmaktan geri kalmayan hain zihniyetler iş başında.

O dehşet gecesi, sebebi ne olursa olsun Millet Meclisini bombalayanları, Emniyet genel müdürlüğünü bombardımana tutanları,
Türkiye'nin Cumhur başkanını ortadan kaldırmak isteyenleri, tek derdi devletini, bayrağını, demokrasiyi korumak olan sivillerin üzerine kurşun sıkan üniformalı hainleri hala bu devletin askeri olarak nitelendiren zihniyetleri anlamak imkansız.
 
Vicdansızca sivillere saldıran üniformalı canileri bu milletin masum askerleri olarak gösterme çabası içinde olanlara ve onların sözlerine, düşüncelerine, paylaşımlarına destek verenlere yazıklar olsun.
Böylesine bir ihanet içinde olanların ne farkı var devleti, demokrasiyi ortadan kaldırmak için darbe girişiminde bulunanlardan...

Darbe girişimi içinde bulunan  hainlerden asker olarak bahsetmek bile,, canını bu vatan için vermekten sakınmayan asil Mehmetçiklerimize hakarettir.
Ne yapsak, ne söylesek bu yüce milletin namusu, özgürlüğü, bağımsızlığı için gecesini gündüzüne katan askerlerimizin hakkını ödeyemeyiz.

Ama bir de şöyle bir durum var, devletimizi ortadan kaldırmak isteyen vicdanını, onurunu, hizmet etmesi gereken devletini unutup, bu ülkeyi dış güçlere diz çöktürtmek isteyen satılmışların emrine girmiş hainleri asker olarak nitelendirmek ne derece doğru?

Bence bir insan üniforma giyerek asker olamaz.
O üniformayı beşikteki bebek de giyer.
Önemli olan üzerindeki o asil üniformanın hakkını veren erdeme, cesarete, vatan- millet sevgisine sahip olabilmektir. Bayrağı ve vatanının bağımsızlığı için canından vazgeçebilecek yüreğe sahip olabilmektir.
Bu özelliklerden  birine bile sahip değilse o kişi,  üniforma giydi diye asker oldu sanmasın kendisini...
Lütfen uyanık olalım, vatanımıza, milletimize, bayrağımıza sahip çıkalım.
Önemli olan tek şey Vatan, gerisi teferruat...
Darbeci askerler hiç bir zaman üzerindeki üniformayı hak edememiş vicdandan yoksunu, satılmışlardan başkası değil...

Vatanı, bayrağı ve özgürlük  için üniformalı, üniformasız canını feda eden tüm şehitlerimiz nur içinde yatsın.
Türkiye'miz yaşadığı bu korkunç süreci de atlatacak inşallah...
Tüm milletimize geçmiş olsun.
Allah ülkemize bir daha böyle korkunç bir süreç yaşatmasın.
Amiiin....

16.07.2016

İNANMAKTA HALA ZORLANIYORUM



2016 Türkiye'sindeyiz ve hala demokratik ülkelere  yakışmayan bir tabloyla karşı karşıya kaldık.
15 Temmuz 2016 akşamını 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 02:30 ve 03:00 saatleri arasında gökyüzünden yankılanan askeri uçakların sesleriyle irkildim.
Başta İstanbul üzerindeki bu uçuşlara bir anlam veremedim ama iyi bir şeyler olmadığını sezmiştim.
Aklımdan pek çok şey geçti ama hiç biri bu askeri uçakların  üzerimizdeki uçuşlarını açıklayıcı cevaplardan oluşmuyordu.
Merakım ağır bastı ve televizyonu açtım.
Allah'ım gördüklerim ve duyduklarım sanki gerçek değil de birer kabustu...

Televizyonda Ankara'daki Millet meclis binasının bombalandığı, bazı televizyon kanallarının basıldığı ve bir darbe girişiminin engellendiği haberi vardı.
Aman Allah'ım duyduklarım doğru muydu?
Tıpkı 80'lerdeki gibi bir tablo mu gerçekleştirilmek istenmişti?
Aradan saatler geçmiş olmasına rağmen hala büyük bir şaşkınlık içindeyim.
Duyduklarımın ve televizyonda gördüklerimin yanı sıra ağaran gökyüzüyle birlikte alçak irtifada uçan askeri uçakların kulakları sağır edercesine sokaklarda yankılanan jet motoru sesleri, patlama sesleri, silah sesleri derken korkunç bir güne çok erken saatlerde merhaba demiştik.

Neyse ki bu darbe girişimi başarılı olamadı ve demokrasi üstün geldi.
Şimdilik tehdit tamamen bertaraf edilebilmiş olmasa da her şeyin yoluna gireceğine inancım tam.
Çünkü artık o 80'lerde ki Türkiye yok.

Ölümlerin olması çok üzücü ancak bu korkunç girişimin başarıya ulaşamamış olması bir teselli..
Allah ülkemizi, devletimizi, asker ve polisimizi korusun.
Milletimizin birlik ve beraberliğini bozacak tüm oyunları boşa çıkarsın.
İçimizdeki ve dışarıdaki düşmanların tüm oyunları bozulsun.
Ülkemiz büyük bir  mücadele içinde...
Allah inşallah ülkemiz üzerine oynanan tüm çirkin oyunları boşa çıkarır ve devletimizi yıkmaya çalışan asker müsveddeleri hak ettikleri sonu bulur...
Geçmiş olsun Türkiye'm...
Büyük bir sınav veriyoruz...

Uyanık olmalı, birlik olmalı ve milletimizi bölmek, ülkemizi parçalamak isteyen güçlere geçit vermemeliyiz.




19.06.2016

YALNIZLAŞIYORUZ...

Gözlerim kapalı dinliyorum kendi kendimi...
Duyduğum belki yüreğimin sesi belki de ruhumun ürperişi...
Kim bilebilir ki duyduğum şeyi...
Hayat o kadar garip ve karmaşık ki...
Her geçen yıllar daha da keşmekeş bir hal alıyor...
Bu durum sadece benim için geçerli değil biliyorum.
Benim gibi olan pek çok insan yaşıyor bu yeryüzünde.
Yaşamımıza yeni kolaylıklar girdikçe daha da az zaman ayırır oluyoruz kendimize...
En boş zamanlarımızda bile kendimizi dinlemekten çok uzağız.
En son kendi içimdeki seslere ne zaman kulak verdiğimi hatırlamıyorum bile ve merak ediyorum...
Kaçımız kulak veriyoruz yüreğimizdeki sese?
Kaçımız dinliyoruz içimizde çığlık çığlığa haykıran benliğimizin isyankar serzenişini?
Boş zamanlarımız da dahi hep bir şeylerle meşgul zihnimiz...
Elimizde ya bir akıllı telefon, ya tablet ya da bir bilgisayar...
Çoğu vaktimizi sosyal medya da harcıyoruz...
Ne kendimize ne de çevremizdeki sevdiklerimize zaman ayırıyoruz..
Adeta kölesi olmuşuz teknolojik cihazların...
Önce kendimizi dinlemekten uzaklaşıyoruz sonra da çevremizdekileri...
Her geçen gün kalabalıklaşan dünya da daha da yalnızlaşıyoruz...
Kayboluyor ruhumuz çığlık çığlığa içimizde ama duymuyoruz onu...
Kendimizden geçercesine kapılıyoruz teknolojinin bizi  hipnotize etmiş sahteliğine...
Gerçeklerden kopuyoruz her gün biraz daha fazla...
Kendimize gerçekte var olmayan sahte dünyalar yaratıyor ve sahte mutluluklar yaşıyoruz.
Gerçeği anladığımızda ise ömür tükenmiş, sevdiklerimiz birer birer yanı başımızdan uzaklaşmış oluyor...
Ve sonuçta bize kalan tek şey boşa harcanmış kocaman bir ömür oluyor.
Artık olan olmuş, biten bitmiştir ne yazık...
Geçen zamanı geri döndürecek bir icat yok ne yazık ki...
Ama varmış gibi yaşıyoruz hayatı...
Har vurup harman savuruyoruz paha biçilemez olan her anımızı.....

18.06.2016

LÜTFEN DÜŞÜNCE ENGELLİ OLMAYALIM!!!

Merhaba;
Bu makalem de siz değerli okurlarımla yaşadığım bir hadiseyi paylaşmak istiyorum...
Ben ve iki küçük çocuğum ile birlikte Metro'yu kullanarak seyahat etmekteydik.
Çocuklarımdan biri daha henüz 11 aylık olduğu için bebek arabası kullanıyordum.
O gün yapmamam gereken bir şey yaptım ve bebek arabası ile yürüyen merdivenleri kullandım.
O esnada merdivenlerden inerken hafifçe tökezledim ve büyük bir tehlike atlattım.
Yaptığım o yanlış hareketin bedelini ben ve çocuklarım ciddi şekilde yaralanarak, hatta hayatımızı kaybederek geri dönülmez bir şekilde ödeyebilirdik ama neyse ki öyle bir tehlikeyi herhangi bir kaza olmadan atlattık.

Daha sonra metrodan çıkışta asansörü kullanmanın doğru bir tercih olacağını düşündüm ve asansöre yöneldim.
Asansörü çağırmak için düğmeye bastım ve beklemeye başladım ancak bekle ki asansör gelsin...
Tamda asansörün bozuk olduğundan, bir türlü gelmek bilmediğini düşündüğüm esnada asansör geldi.
Gelen asansörden de bir gurup 16 belki 17 yaşlarında gencecik bir kaç duyarsız insan indi.

Bu durum karşısında gerçekten çok sinirlendim ve onların duyabileceği kadar sesli bir şekilde "Asansör' ün neden gelmediği belli oldu" diyerek sitem ettim.
Ancak karşımdaki insanlar hiç utanmadan pişkin bir tavırla "Asansör neden gelmedi abla" diyerek alaylı bir yanıt verdi...

Bu durum karşısında öfkem daha da arttı ancak kendime hakim olarak onlara cevap vermemeyi seçtim.
Çünkü biliyordum ki böylesi insanlar düşünce engelli olduklarından vereceğim cevap karşısında daha da seviyesizleşecek ve benim vereceğim herhangi bir tepkiyle ortam gerginleşecekti....
Oysa birazcık düşünme yeteneği olan bir insan için benim o sitemim çok şey anlatıyordu zaten...
Atalarımızın da söylediği gibi "Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az.

Bu hadiseyi siz okurlarımla paylaşmak istedim çünkü ihtiyacımız yokken asansör, engelli geçiş alanları, engellilere ait bölümleri kullanarak gerçek ihtiyaç sahiplerini sıkıntıya soktuğumuz bilincini yaymak ve çevremize karşı duyarlılık oluşturmak istedim.
Ve bir de şunu hatırlatmak istedim, gerçek engellilik fiziksel engelli olmak değildir...
Bir insandaki en büyük engellilik düşünce engelliliğidir.
Yani duyarsız olmaktır.

Gerçek ihtiyaç sahipleri için olan bir alanı gerçek anlamda ihtiyacımız yokken işgal etmeden önce bir gün kendimizin ve yakınlarımızın da  bu alanlara gerçekten ihtiyacı olabileceğini düşünerek duyarlı olmak hayati bir önem arz etmektedir.

Düşünce engelli olmaktan sıyrılıp daha duyarlı nesiller ve kendimizi yetiştirdiğimiz güzel bir gelecek dileğiyle...
Sevgiyle kalın...

16.06.2016

HAYATA BAKIŞ

 

Şöyle bir gözlerimi kapatıp dalıyorum da bazen düşüncelere...
Adına hayat denen bu varlık süreci ne kadar da tuhaf.
Çoğu zaman hayatta pek çok şeyin aynı kaldığını düşünüyorum.
Hep monoton ve her gün  birbiriyle aynıymış gibi geliyor sanki.
Ama gözlerimi açıp ta geçtiğim de bir aynanın karşısına...
Yada şöyle bir çevremde olup bitenlere bakınca aslında büyük bir yanılgı içinde olduğunu anlıyorum.
Aynaya her bakışımda saçlarıma  düşen ak sayısında bir artış oluyor.
Çevremde ise pek çok şey değişmiş...
Bir kaç yıl önce bebek olan çocuklarım biraz daha büyümüşler...
Ben se biraz daha gençliğimden uzaklaşmış ve hızla orta yaş dönemine yaklaşmışım.
Oturduğum sokakta ise bir zamanlar baharı binbir çiçeğe bürünerek karşılayan o ağacın yerini betondan çirkin ve soğuk bir bina almış...
Bedenim se o eski enerjisini bir önceki yıllara göre daha da yitirmiş.
Gündem hızla değişiyor.
Teknoloji ise dudak uçurtacak derecede hızla gelişiyor.
Öyle ki bu yıl aldığınız yeni teknoloji harikası ürün, bir sonraki yıl adeta müzelik oluyor.
Bu gün sahip olduğum dünya görüşü diğer yıl çok daha farklı bir yapıya sahip oluyor.
Kısacası her anın aynı olduğunu sandığım günler bile hep birbirinden farklı oluyormuş meğer...
Ve anlıyorum ki yaşadığım her an çok değerli...
Adına hayat denen bu varlık süreci paha biçilemez bir armağan...
Ama ne yazık ki yaşadığım çoğu zamanı tüm bunları fark etmeden yaşıyorum...
Ve biliyorum ki hayatı benim gibi değerini tam anlamıyla bilmeden yaşayanların sayısı da hiç azımsanmayacak kadar çok.
Ah hayat...
Tıpkı bir mum alevi gibisin.
En ufak bir hava akımında sönmeye hazır ve nazır bekliyorsun...
Bugün varsın...
Ellerimden ne zaman kayıp gideceğin büyük bir bilinmezlik...
Ve o bilinmezlik bir gün gelip de kapıma dayandığında her şey son bulur.
Bu dünya da ki varlığım sonsuz muş gibi gelirken kocaman bir yalana döner o gün...
Aslında hayat bir rüyaymış  anlarım.
Büyük pişmanlıklar sarar ruhumu ama artık çok geçtir.
Hiç bitmeyecek sandığım dünyadaki varlığım son bulmuştur...
Ama anlıyorum ki şu an tüm bunlar için geç değil...
Ben nefes aldığım her an hayattayım...
Her anın kıymetini bilerek yaşamak varken.
Yaşarken ölmeyi  seçmiyorum artık.
Her karanlık gece nasıl kavuşuyorsa aydınlık pırıl pırıl güneşli sabahlara...
Acı içinde geçen tüm hüzün dolu günler de son bulup kavuşturacaktır ruhumu mutlu anlara...
Ve karar veriyorum şuandan itibaren aldığım her nefes için şükretmeye Allah'a...
Ve sahip olduğum her nimetin kıymetini bilerek yaşamaya...

9.06.2016

OLAĞANÜSTÜ GIDALAR


Hayatı doyasıya yaşayabilmek için sağlığa, sağlıklı olabilmek için de doğru ve dengeli beslenmeye ihtiyaç vardır.

Doğa ana, insana ihtiyacı olan her besin maddesini sunan sonsuz sağlık kaynağı bir hazine barındırır içinde...
Hani derler ya sağlık en değerli hazinedir diye...
Ne de doğru söylemişler.
Sağlık olmayınca hayatı istediğimiz gibi yaşamak mümkün olmuyor maalesef.
Hayatta her anı en güzel şekilde yaşayabilmenin olmazsa olmazı sağlıktır.
Sağlığımız yerinde yoksa dünya üzerinde sahip olduklarımız pek de bir anlam ifade etmez.
İşte hayatımızda büyük öneme sahip olan sağlığımızı korumak için yapabileceklerimiz konusunda bize ışık tutabilecek değerli bir bilgi kaynağı olma özelliğindeki "OLAĞANÜSTÜ GIDALAR " e- kitap ile sağlıklı, dinamik ve her anından keyif alacağınız bir yaşam hiç de hayal değil.
Bu değerli bilgi kaynağı olan kitap size sadece bir tık uzakta...
Haydi hayatı ağrılardan ve hastalıklardan arınmış bir bedenle gönlünüzce yaşamak için mutlaka satın almanız gereken değerli bir bilgi kaynağı ile kendinize büyük bir iyilik yapın... Kitabı satın almak için tıkla...

8.06.2016

Hayat Sonsuz Mu Ki...

Hayat çok değerli ve bir o kadarda kısa. Ancak bir çoğumuz hayatın bir sonu olduğunu unutuyoruz.
Oysa hayat bize her gün aslında ne kadar da kısa olduğunu haykırıp duruyor. Ama ne yazıkki bu haykırışa inatla kulak tıkıyoruz.
Her insan bu dünyaya birkez gelir ve yaşam hakkına sınırlı bir süre sahip olur. Kimi insanlar hayatı sadece bir nefes kadar yaşar ve ölür. Kimi ise en fazla 125 yıl kadar yaşar. Belki bir kaç yıl daha fazla yaşayan da vardır. Ancak ben bu dünya üzerinde sonsuz bir hayata sahip olan bir insanın varlığını hiç duymadım.
Peki ya siz hiç böyle bir şey duydunuz mu?
Hiç sanmıyorum.
Peki o zaman neden sınırlı bir hayat hakkına sahip olan biz insanlar hep kan döken ideolojiler peşinde koşuyoruz?
Terör, şiddet, cinayetler neden hep bu kadar kolay hayatımızda yerini alabiliyor?
Neden dünya üzerinde barış ve kardeşlik duygusuyla huzur içinde yaşamak varken savaşlar, terör ve cinayetler sınırlı hayatımızın bir türlü son bulmayan bir parçası haline geliyor?
Bu sorulara verilebilecek bir cevabınız var mı?

Tüm bu soruların bence tek bir cevabı var.
O da kendimizin de sınırlı bir hayata sahip olduğumuz gerçeği dir.
Başkalarının yaşam hakkını çok kolay bir şekilde yok edebilen insanlar kendilerinin ölümlerine sebep oldukları insanlardan en fazla 50-60 yıl daha fazla yaşayacakları gerçeğidir. O da en iyi ihtimalle.
Kimbilir belki de başkalarının hayatına çok kolaylıkla kasteden bu insanlar  hayatlarının son saatlerini yaşıyorlar ama farkında bile değiller. Oysa yeryüzünde hayatları yoketmek yerine yaşam hakkına saygı duysalar dünya şimdiki halinden çok daha güzel ve yaşanası bir yer olurdu...bu dünya hepimize yeter. Ama daha öncede söylediğim gibi tüm kötülüklerin anası hayatımızın sınırlı olduğunu unutmaktır.
İnşallah bir gün ülkemizi kan gölüne dönüştürmek için çaba gösteren iç ve dış güçler ve yandaşları fazla değil en fazla 500 yüz yıl sonra bu yer yüzünde kendi bedenlerinden tek bir iz bile kalmayacağını idrak edecek akla sahip olmayı başarırlar. Kıyılan her canın mutlaka bir bedeli vardır. Hayatta tüm yaptıklarınızın bedelini ödeyeceğiniz gün hiç de sandığınız kadar uzak değil... Bu cennet vatanı cehenneme çeviren tüm zalimler için yaşasın ölüm ve cehennem.
Allah bu vatan için canlarını hiç düşünmeden feda eden asker ve polislerimizi sonsuz rahmetiyle karşılasın.
Hiç bir insanın varlığı bu dünya üzerinde baki değildir. Allah hayatın olduğu  gibi ölümün de en güzelini nasip etsin ....
Barışın ve kardeşliğin hüküm sürdüğü güçlü bir Türkiye dileğiyle....

7.06.2016

En Etkili Aşk Büyüleri

İnsan oğlunun hayatında "Aşk" hep bir muamma olmuştur.
Kimimiz aşksız yaşanamayacağını dahi düşünürüz.
Aşk, hayata anlam, renk ve heyecan katar.
Peki aşk nasıl bir duygudur? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir.
Kaçımız aşkı doyasıya yaşarız?
Çoğu zaman aşkı yaşadığımızı sanırken aslında yanıldığımızı fark ederiz.

Aşkı gerçek anlamıyla yaşayabilmek ve bilincine doyasıya varabilmek için  bazen bize yol gösterecek bir rehbere ihtiyaç duyarız.
 İşte aşkın gizemini ortaya çıkararak bize ışık tutan güzel bir kitap... EN ETKİLİ AŞK BÜYÜLERİ...
Ben aşkı  doyasıya yaşamak istiyorum diyorsanız bu kitaba mutlaka sahip olmalısınız. Kitabı almak için tıkla...



6.04.2016

ÇOCUKLARIMIZI NEKADAR ÖNEMSİYORUZ?

Merhaba;
Bugünkü konumuz çocuklarımızı ne kadar önemsediğimiz üzerine bir makale olacak.
Bu soruya karşılık olarak "CANIMIZDAN ÇOK ÖNEMSİYORUZ." dediğinizi duyar gibiyim.
Ancak şu soruyu da sormadan edemiyorum;
Peki onları madem çok önemsiyoruz neden onlara içebilecekleri temiz su kaynakları, soluyabilecekleri temiz hava ve yaşaya bilecekleri daha temiz bir dünya bırakacak duyarlılığa sahip değiliz?
Bu soruyu soruyorum çünkü çevreye karşı çok duyarsız bir millet olduğumuzu ifade etme gereği duyuyorum.
Çocuklarını seven ve önemseyen bir toplum onlara daha temiz bir dünyada yaşam imkanı sunmak için çaba gösterir.
Bu konuyla alakalı her bireyin üzerinde büyük sorumluluklar vardır.
Şunu unutmamalıyız;
Çocuklarımızın yemeye, içmeye ve eğitime duydukları ihtiyaç kadar önemli olan bir diğer ihtiyaç ise temiz ve yaşanabilir bir dünya da hayatlarını sürdürebilmeleridir.
Ancak biz çöplerimizi kirlenmez sandığımız denizlere bırakırsak, atık yağları lavabolara boşaltırsak, sorumsuzca çöplerimizi piknik yaptığımız alanlarda gelişi güzel bırakırsak, orman yangınlarına sebep olacak dikkatsizlikler yaparsak, geri dönüşüme gereken önemi vermezsek çocuklarımıza nasıl yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz?
Bunun için birey olarak üstümüze düşenleri yapmalıyız.
Örneğin;
Piknik alanlarını temiz bırakmalıyız, geri dönüştürülebilecek atıkları geri dönüşüm kumbaralarına atmalı, atık yağları muhtarlık, okul, cami gibi atık yağ toplama noktalarına bırakmaya önem göstererek başlayabiliriz.
Unutulmamalıdır ki çevremize karşı ne kadar duyarlı olursak çocuklarımız için de o kadar çok temiz ve daha yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz.
Çocuklarımıza harcayabilecekleri daha çok para bırakmaktan çok daha önemli olan şey onlara daha yaşanabilir bir dünya bırakmaktır.
Yaşayabilecekleri temiz bir dünyaları olmayan çocukların harcayabileceklerinden çok paraları olması onlara kaliteli bir yaşam sunmaz.
Daha yaşanabilir temiz bir dünya ve sağlıklı günler dileğiyle....

1.03.2016

BAHARA ÇEYREK KALA

Uzun geçen bir kış mevsiminin ardından ilk bahara yaklaştık.
Kış mevsimiyle birlikte ölüm sessizliğine bürünen doğa yavaş yavaş yeniden canlanıyor.
Kahve tonlarının ağırlıklı olduğu doğa yavaşça yeşil elbisesine bürünmeye başlıyor.
Yaklaşan bahar mevsimiyle birlikte mangal yapma isteğiyle doluyor kimimizin içi.
Ancak şu var ki mangal keyfi yaşarken çevreyi kirletiyor ve dikkatsiz davranışlar sonucu orman yangınlarına sebebiyet veriyoruz.
Evet doğa baharın yaklaşmasıyla birlikte canlanıyor ancak orman yangını tehlikesi de aynı oranlarda artış gösteriyor.
Tertemiz havanın ve yemyeşil ormanın keyfini yaşamak hiç şüphesiz çok güzel bir duygudur ancak yapacağımız en küçük bir dikkatsiz davranış binlerce hektarlık ormanlık alanları tehlikeye atıyor.
Yanan ormanlarla birlikte sayısız canlının da yok olmasına sebebiyet verebiliyoruz.
Baharın keyfini doyasıya yaşamak için alacağımız çok basit önlemlerle hem keyifli bir mangal yapabilir hem de doğaya zarar vermemiş  oluruz.
Mangal yaparken mangal sonrası mangal ateşinin söndüğünden iyice emin olmak gerekir.
Ormanlık alanlara cam kırıkları bırakılmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki cam güneşten gelen ısıyı daha da arttırarak kuru otların veya yaprakların tutuşmasını sağlayarak orman yangınlarına neden olur.
Mangal sonrası çöplerimizi etrafa saçmamalıyız ki tekrar geldiğimiz de daha sağlıklı ve temiz bir mangal alanımız olur.
Unutmayalım ki bu dünya da temiz bir doğada yaşamak sadece bizim değil bizden sonra gelecek nesillerin de hakkı.
Daha temiz bir doğa, daha sağlıklı bir yaşam alanı demektir.
Çevremize duyarlı olmak demek çocuklarımıza daha yaşanır bir dünya bırakmak demektir.
Sevgi ve mutluluk dolu günler dileğiyle...

21.02.2016

BENİM TEK DERDİM VATANIM



Benim derdim ne Kürt'le, ne Türk ile ne Arap'la ne de başka bir etnik gurupla...
Benim tek bir derdim var o da vatanım.
Yeter artık bu topraklarda yaşaya bilmek için yaşadığımız ölümlere.
Yeter artık bu topraklar üzerinde oynanan çirkin oyunlara.
Bitsin artık yaşadığımız çileler.
Sönsün artık yangın yerine dönen yüreklerimizdeki ateşler.
Bu vatan hepimizin...
Kürtlerin haklarını savunduklarını söyleyenleri gördük.
Bu ülkede köle olduklarını iddia edip  askerimizi polisimizi şehit ettiler.
 Ama amaçları savundukları gibi özgürlük falan değil.
Amaçları Kürt kardeşlerimizi Amerikan ve Rus uşağı yapmak.
Bu ülkede bir Türk ne kadar özgürse Kürt ve diğer etnik guruplar da o kadar özgürdür.
Aksini iddia edenler şöyle bir durup düşünsünler.
Madem bu ülkede Kürtler köle...
O zaman mecliste Kürtler için mücadele ettiklerini söyleyenler ya Kürt değil  ya da yalan söylüyorlar.
Onların derdi bu ülkeyi parçalayıp tasmalarının iplerini elinde tutan güçlere peşkeş çekmek ve halkı da köleleştirmek.
Bu ülkede bir zamanlar başbakanlık yapmış olan rahmetli Turgut Özal'da bir Kürt değil miydi.
Bu güzel ülkemin güzel insanları kökenleri ne olursa olsun kardeştir.
İnançları, mezhepleri ne olursa olsun kardeştir.
Bunu değiştirmek isteyenler kalleştir.
Uyan güzel ülkemin güzel insanı.
Çiğnettirme namerde toprağı şehitlerimizin kanıyla yıkanmış bu tertemiz vatanı.
Ders alalım Suriye'de yaşananları.
Ülkemiz savaş meydanına döndüğünde gidecek bir Türkiye yok unutmayalım.
İnsanlıktan çıkmış bir batı bekliyor yıkılıp dağılmamızı...
Tökezleyip düştüğümüz an bizi parçalamayı bekleyen aç kurtlar hiç acımaz Türk, Kürt, Arap...
Döker hemen kanını...
hemen elinden alır en değerli özgürlüğünü ve uğruna
yaşadığı tek şey olan namusunu..
Dedim ya benim tek derdim vatanım...

20.02.2016

NE MUTLU BİZE...

Ne mutlu Türk'üm diyene. Ne mutlu Kürt'üm  diyene, Ne mutlu Lazım, Çerkez'im,Zazayım,Dadaşım diyene. Ne mutlu Müslümanım, ne mutlu bu vatanın evladıyım diyene.
Ne önemi var etnik kökenin?
Ne önemi  var tenimizin renginin?
Ne önemi var hangi memleketliyiz?
Hepimiz etten kemikten değil miyiz?
Hepimiz bir Allah'a kul değil miyiz?
Hepimiz Adem ve Havva'dan doğma değil miyiz?
Hepimizin bu dünyadaki varlığı bir kalp atışı değil mi?
İnsanı insan yapan insan sevgisidir.
Değerleridir.
Eğer sevmeyi ve değerleri unutursak bir değeri kalır mı hangi etnik kökenden geldiğimizin?
Elbette kalmaz...
Önce insan olmalı...
Önce bu vatana sevdalı olmalı...
Sonra da birlik ve beraberliğimizin kıymetini bilmeliyiz.
Ayrılık tohumları sadece şer getirir.
Öfke getirir.
Biz hepimiz bu vatanın evlatlarıyız.
Önemli olan etnik kimliğimiz değil bu vatana olan sevdamızdır.
Allah bu cennet vatanı cehenneme çevirmek  isteyen zalimlere fırsat vermesin.
Biz hepimiz hangi kökenden olursak olalım kardeşiz.
Hepimiz bu vatan için biriz ve öylede de kalmalıyız...

11.02.2016

SÜNNETSONRASI NE YAPILMALI?

Merhaba;

Ben iki erkek çocuk annesi olarak siz değerli okurlarımla sünnet sonrası ne yapılabileceği hakkındaki tecrübelerimi paylaşmak istedim.
Çünkü biliyorum ki sünnet sonrası ne yapmalıyım sorusu pek çok annenin kafasını meşgul eden bir sorudur.
Ben de bu soruya kendi tecrübelerim doğrusunda mümkün mertebe yanıt vermeye çalıştım.
Öncelikle sizlere bu  konudaki tecrübelerimi aktarmak  istiyorum.
Biri 2 buçuk yaşında ve biri 6 aylıkken iki çocuğumu sünnet ettirdim.
İlk sünnet tecrübem baya zahmetli oldu.
Çocuklar belli bir yaşa geldiğinde onların yaşadıkları sorunlarla başa çıkmak daha zor oluyor.
Örnek vermek gerekirse ilk çocuğum sünnet olduğunda 2 buçuk yaşındaydı ve birçok şeyin farkına varabildiğin den bu sünnet olayı hem onun hem de benim için tam bir kabusa dönüşmüştü.
Ancak zor da olsa herhangi bir sorun yaşamadan bu durumu atlatmayı başarmıştık.

İkinci çocuğum ise henüz 6 aylıkken sünnet olmuştu ve daha hiç bir şeyin bilincinde olmadığından bu zorlu süreci çok daha kolay atlatmayı başardık.
Benim nacizane tavsiyem çocuğunuz daha henüz hiç bir şeyin bilincine varmadan sünnet olayının gerçekleştirilmesidir.
Çünkü bebekler hem çok daha hızlı iyileşiyor hem de daha hiç bir şeyin bilincinde olmadıklarından psikolojik bir sorunla karşılaşılmıyor.

Peki sünnet sonrasında ne yapmalı?

Çoğu zaman sünnet sonrasında aileler sağlık personeli tarafından yeterince bilgilendirilmediğinden  kafaları hep "sünnet sonrası ne yapmalıyım?" sorusu meşgul eder.

Öncelikle sünnet sonrası çocuğun özellikle ilk iki gün yatak istirahati etmesi çok önemlidir.
Eğer sünnet edilen çocuğunuz bezleniyorsa ve sağlık personeli tarafından her hangi bir ilaç kullanılması önerilmemişse kesinlikle ilaç kullanılmamalıdır.
İlaç kullanılmasını düşündüğünüz bir durum varsa  öncelikli olarak doktorunuza ya da eczacınıza danışmanız çok önemlidir.

Sünnet ettirdiğiniz çocuğunuz veya bebeğinizin  sünnetli olan uzvuna bezin değmemesi için bir  küçük yoğurt kutusunu bir bandaj yardımıyla yapıştırabilir ya da sünnet külotu giydirebilirsiniz. Böylece  bebeğinizin sünnetli bölgesinde bir enfeksiyon yada tıkanma gibi olasılıkları en aza indirgemiş olursunuz.
Hem de bezle veya iç çamaşırıyla teması önleyerek daha çabuk iyileşmesini sağlamış olursunuz.
Ayrıca bebeğinizin altını sık sık değiştirerek temiz tutmaya özen göstermelisiniz.

Sağlıklı günler dilerim...

BİR SEVDADIR TÜRKİYE'M

Bir sevdadır Türkiye'm,
Her gün uğruna canlarını verir yüreği aşkla dolu insanı...
Yoktur dünya üzerinde bir benzeri,
Ne coğrafi konumunun...
Ne bağrında büyüttüğü yiğitlerinin...
Ne de aşka düşüren o büyüleyici güzelliğinin...

Benim cennet ülkem...
Sana dökülen her damla kana değer...
Zaman zaman uzansa  da sana kirli eller...
Kucağında büyüttüğün yiğitlerinin gücü o elleri kırmaya elbet yeter.

Sakın korkma...!
İçinde olmasın hiç bir şüphe...
Tüm dünya gelse üstüne...
Topraklarında doğan kahraman askerlerin gücü seni ilelebet korumaya yeter...
Ne kadını, ne erkeği, ne genci ne de yaşlısı...
Senin için feda etmekten çekinmez aziz canını...
Yeter ki sen bağrında büyütmeye devam et yarınlara dair en güzel umutlarını.

Daha önce de uzandı sana namerdin eli.
Topraklarına bastı kirli postalları...
Geldiler ama geldikleri gibi de gittiler...
Senin bağrında büyüttüğün yiğitlerin var oldukça değmez sana hiç bir hain el.
Sen dün bize nasıl vatan olduysan bugün de olmaya devam edeceksin...
Sen sonsuza  kadar bizim sevdamız kalmayı sürdüreceksin...

10.02.2016

BU GÜN İNADINA KARDEŞLİK GÜNÜDÜR



Dost kim? Düşman kim belli olmadığı şu günlerde bize düşen Kürt, Türk kardeşliğini korumak ve sımsıkı kenetlenme günüdür.
Amerika başta olmak üzere tüm batı dünyası bizi parçalamak ve zayıf düşürmenin derdinde.
Önce içimize fitne sokmayı hedefliyor bizi ayrıştırmayı amaçlıyorlar.
Ülkemizde Kürt milliyetçiliğini alevlendiriyorlar.
Böylece ülkemizi küçük parçalara ayırıp akbabalar gibi lokma lokma yutmayı yani bölerek yok etmeyi istiyorlar.
Çünkü güçlü bir Türkiye, kalkınmış ve gelişmiş bir ülke demektir. Refah düzeyi yükselmiş, demokratik ve huzurlu bir ülke demektir.
Artık Dünya'ya bende varım diyen bir ülke olmak demektir.
Ancak bunu istemeyen güçler birer birer kendilerini göstermekte.
Komşularımızda karışıklık çıkararak ülkemizi yaktıkları ateşin içine sürükleyip zayıflatmayı hedefleyen iç ve dış mihraklara inat Kürt, Türk ve bu güzel ülkemizin birer ferdi olan tüm azınlıklarıyla birer  bütün olma zamanıdır.
İnadına kardeş kalmalı ve oynanan çirkin oyunlara gelmeden sağ duyuyla bu kötü günleri atlatmak için sabırla, dualarla dimdik ayakta kalmayı sürdürmeliyiz.
Bu vatan bitmek bilmeyen bir bedelle kuruldu.
Bu toprakların altında Kürt, Türk ve daha pek çok etnik kökenden şehitlerimiz yatıyor.
Onların huzuru ve hakkı için kardeşliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Hepimiz bu ülkeyi daha aydınlık ve güçlü bir ülke ve çocuklarımıza daha yaşanır bir vatan haline getirene kadar bıkmadan usanmadan kendi çapımızda mücadele vermeliyiz.