Gözlerim kapalı dinliyorum kendi kendimi...
Duyduğum belki yüreğimin sesi belki de ruhumun ürperişi...
Kim bilebilir ki duyduğum şeyi...
Hayat o kadar garip ve karmaşık ki...
Her geçen yıllar daha da keşmekeş bir hal alıyor...
Bu durum sadece benim için geçerli değil biliyorum.
Benim gibi olan pek çok insan yaşıyor bu yeryüzünde.
Yaşamımıza yeni kolaylıklar girdikçe daha da az zaman ayırır oluyoruz kendimize...
En boş zamanlarımızda bile kendimizi dinlemekten çok uzağız.
En son kendi içimdeki seslere ne zaman kulak verdiğimi hatırlamıyorum bile ve merak ediyorum...
Kaçımız kulak veriyoruz yüreğimizdeki sese?
Kaçımız dinliyoruz içimizde çığlık çığlığa haykıran benliğimizin isyankar serzenişini?
Boş zamanlarımız da dahi hep bir şeylerle meşgul zihnimiz...
Elimizde ya bir akıllı telefon, ya tablet ya da bir bilgisayar...
Çoğu vaktimizi sosyal medya da harcıyoruz...
Ne kendimize ne de çevremizdeki sevdiklerimize zaman ayırıyoruz..
Adeta kölesi olmuşuz teknolojik cihazların...
Önce kendimizi dinlemekten uzaklaşıyoruz sonra da çevremizdekileri...
Her geçen gün kalabalıklaşan dünya da daha da yalnızlaşıyoruz...
Kayboluyor ruhumuz çığlık çığlığa içimizde ama duymuyoruz onu...
Kendimizden geçercesine kapılıyoruz teknolojinin bizi hipnotize etmiş sahteliğine...
Gerçeklerden kopuyoruz her gün biraz daha fazla...
Kendimize gerçekte var olmayan sahte dünyalar yaratıyor ve sahte mutluluklar yaşıyoruz.
Gerçeği anladığımızda ise ömür tükenmiş, sevdiklerimiz birer birer yanı başımızdan uzaklaşmış oluyor...
Ve sonuçta bize kalan tek şey boşa harcanmış kocaman bir ömür oluyor.
Artık olan olmuş, biten bitmiştir ne yazık...
Geçen zamanı geri döndürecek bir icat yok ne yazık ki...
Ama varmış gibi yaşıyoruz hayatı...
Har vurup harman savuruyoruz paha biçilemez olan her anımızı.....